| izmir' in tarihi 8000 yıllık tarihi var |
| Yazar M.Olcay Karan | |
| Tuesday, 10 March 2009 | |
izmir 8000 yıllık medeniyeti barındırıyor
TARİHKENTİN TARİHİ izmir 8000 yıllık medeniyeti barındırıyor..
Eski İzmir kenti (Smyrna)
körfezin kuzeydoğusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaşık yüz
dönüm olan bir
adacık üzerinde kurulmuştu. Son yüzyıllar boyunca Meles Irmağı Sipvlos
(Yamanlar) Dağı'ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü Bornova ovası
oluştu ve yarım adacık bir
tepe haline dönüştü. ait numune bağı bulunmaktadır. 1955'ten beri yoğun gecekondu bölgesi olan bu çevrede
İzmir'deki ilk yerleşim yeri olarak tespit
edilen İzmir Höyüğü bulunur. Buradaki ilk kazılarda Türk Tarih Kurumu ile Eski Eserler ve Müzeler GENEL Müdürlüğü”nün
katkıları büyük olmuştur.
kurulan Aiol, Ion ve Dor kökenlidir, küçük yarımadalar üzerinde
kurulmuştur. Bunlar,
Çandarlı, Foça, İzmir, Klazomenai, Miletos ve İasos gibi
yerleşimlerdir. Bunun nedeni yerleşim
yerlerini kuran ve oturan insanların daha
çok Hellenli ve den olmalarıdır. Böylece yarımada yerleşikleri
hem iki limana
sahiptiler, hem de kara denizden gelecek saldırılara karşı güvence
içindeydiler.
Elverişsiz havalarda limanlardan biri uygun olmadığı taktirde
gemiciler diğer limanı kullanma
şansına sahiplerdi. Bayraklı Höyüğü körfezin
kuzeydoğu köşesinde, kuzeyine sarp kayalı
Yamanlar Dağı'nı da alarak karadan
gelecek saldırılara karşı rahat bir konumdaydı.
Güneyi imbata açıktı. Eski
İzmir yerleşimi yaklaşık 3000 yıl boyunca bu yarımada üzerinde ver aldı. M.Ö. 4. Yüzyılın ikinci yarısında büyük nüfus artışı yüzünden bugünkü Kadifekale eteklerine taşındı.
İZMİR
ADININ KÖKENİ
Bugünkü Hellenler bu kentin adını Smirni biçiminde telaffuz
etmekte, Gerçi son yıllarda Antik
Efes kenti civarında da bu adla anılan bir
köy yerleşimi izlerine rastlanmıştır. Olasılıkla İzmir'den Efes'e giden bir kısım Amazon kraliçelerinin adını yerleştikleri köye de koydukları düşünülmektedir
ki bununla ilgili bilgilere eski Yunanistan'daki kaynaklarda da
rastlanmaktadır. Ancak Smyrna
sözcüğü Yunanca değildir, Ege Bölgesindeki bir
çok yerleşim adı gibi Anadolu kökenlidir. M.Ö 2, binin başlarına ait Kayseri Kültece yerleşiminde ele geçen bazı tablet metinlerinde Tismurna adına rastlanmaktadır. Tismurna'daki `ti' bir ön ek olup büyük olasılıkla bir kişi ya da bir yer adını belirtmektedir. Bundan da Hellenler ya da Bayraklı höyüğünü mesken tutanların bu ön eki atıp kente 'Smurna' demişlerdir. Kentin adı olasılıkla M.Ö. 300C ile
M.Ö. 1800 yılları arasında Smurnu olarak anılıyordu.
TARİH BOYUNCA İZMİR
TUNÇ
ÇAĞI ( M.Ö. 3000-1050)
Hititler Çağı'nda {M,Ö.
1800-1200) Anadolu'da yazı kullanılıyordu ve bundan ötürü o dönemde tarih
çağına ulaşılmış bulunuluyordu. Ancak M.Ö. 1200'lerde Troya Vll ve Hitit
başkenti Hattuşaş'ın Balkanlardan gelen kavimlerce yıkılmasından sonra Orta ve
Batı Anadolu yeniden yazısız ve karanlık bir çağa, Demir Çağı'na girdi. Demir
Çağı, Anadolu'da yazının yeniden kullanılması ile Fryg Krallığı'nda M.Ö.730,
geri kalan Orta ve Batı Anadolu'da ise M.Ö. 650 yıllarına kadar sürmüştür,
400 yıl devam eden bu ilkel
dönem boyunca başlıca beş yerleşme katı saptanmıştır. Bunlar :
Söz konusu beş tabaka denizden
6,40 metre yükseklikte başlamakta ve 9,50 metrede son bularak 3 metre
kalınlığında bir tabaka oluşturmaktadır. Kazılarda elde edilen Aiol keramiği
Submyken orijinlidir. Protogeometrik ve Geometrik stildeki kap-kaçak ise
genelde Attika vazoculuğunun bir devamıdır diyebiliriz. PARLAK DÖNEM (M.Ö. 650-545)
Eski İzmir'in parlak dönemi
M.Ö. 650-545 yılları arasına denk düşer. Yaklaşık yüz yıl süren bu süre, bütün
İon uygarlığının en güçlü dönemini oluşturur. Bu dönemde Miletos'un
liderliğinde Mısır'da, Suriye ve Lübnan'ın Batı kıyılarında, Propontis'te
(Marmara Bölgesi), Pontus'ta (Karadeniz) koloniler kurulur ve Doğu Hellen
dünyası kıta Yunanistan ile rekabet ederek birçok alanda ve konuda onun yerini
almaya başlamıştır. Bu dönemde İzmir'in tarımcılıkla yetinmeyip Akdeniz
ticaretine de ortak olduğunu görmekteyiz. Bu dönem katlarında bulunan Fenike
kökenli eserler, Kıbrıs kökenli heykel ve heykelcikler, Ön Asya ya da Akdeniz
orijinli fayans figürcükler bu uluslararası ticaretin günümüze kalmış
eserleridir.
Bilindiği gibi M.Ö. 6. Yüzyılın
ilk yarısında o zamanki antik dünyanın kültür merkezi Batı Anadolu idi.
Özellikle Miletos’a tarihte ilk defa batıl inançlardan ve her çeşit din
etkisinden kurtulmuş, özgür düşünceye dayalı bilimsel araştırmalar başlamıştı.
Doğu dünyasının zengin bilgi ve deneyim hazinelerinden yararlanarak ve
özellikle özgür düşünce yöntemiyle Thales, Anaximenes ve Anaximandros gibi
`doğa filozofları' bugünkü Batı uygarlığının temellerini atmışlardı. Thales
dünyada ilk defa bir doğa olayını, M.Ö. 28 Mayıs 585 tarihinde olagelen güneş
tutulmasını oluşundan önce hesaplamıştır. Böylece kültür ve bilim alanında
tarihin başlangıcından beri 2500 yıl boyunca Mezopotamya ve Mısır'ın elinde
olan önderlik, Batı Anadolu'ya geçmiştir. Batı Anadolu bu önderliğini
İranlıların Anadolu'yu işgal ettikleri 545 yılına değin korumuştur. Ancak İran
işgali ile filozoflar, bilim adamları ve sanatçılar Atina'ya göç edince kültür
ve ilim alanındaki önderlik Atina'ya geçmiştir. ESKİ İZMİR' İN LYDIA KRALI ALYATTES VE PERSLERCE ALINIŞI
Herodotos, Eski İzmir'i Lydia
kralı Alyattes'in aldığından bahseder. Kazılarda da bu olay M.Ö. 500 sıralarına
tarihlenir. Kent ve Athena tapınağı tahrip olsa da İzmirliler M.Ö. 590
yıllarında tapınağı tekrar inşa ederler. GERİLEME DÖNEMİ (M.Ö. 500-300)
HELLENİSTİK DÖNEM'DE VE ROMA ÇAĞI'NDA İZMIR (M.Ö. 333-M.S. 395)
DAHA DETAYLI İNCELERSEK EĞER,
İZMİR
2005 yılında Bornova – Yeşilova Höyüğü ‘nde yapılan kazılarda, İzmir kenti tarihinde bilinenden 3 bin yıldan daha eskiye M.Ö. 6500 - 8000 yıllarına kadar gidildiği anlaşıldı. M.Ö. 8000 - 1050 Neolitik - Tunç Çağları
İlk yerleşim, Neolitik Çağda Bornova Ovası’nda başladı. Yerleşim sayısı Kalkolitik ve Tunç Çağları süresince artarak devam etti.
BİRİNCİ YERLEŞME KATI – m.ö. 6500 – 2500
Evlerini höyüğün en üst düzeyinde denizden 3 ile 5 metre yukarıdaki kayalar üzerine oturtulmuş, bu yerleşme Eski Tunç Çağı ‘na aittir.
Bulunan çanak ve çömlekler TROYA DÖNEMİ ve kültürüyle M.Ö.3000-2500 benzerlikler göstermektedir.
İKİNCİ YERLEŞME KATI – m.ö. 2500 – 2000
Birinci yerleşim tabakasının üstünde Orta Tunç Çağı dönemi yer alıyordu. Burada bulunan keramik eserler TROYA IIM.Ö. 2500-2000. kentinde ortaya konulan sanatsal eserlerle hemen hemen özdeştir
ÜÇÜNCÜ YERLEŞME KATI – m.ö. 1800 – 1050
Üçüncü yerleşme katı TROYA VI ve HİTİT DÖNEMİ ile çağdaştır M.Ö.1800-1050.
Bu katta elde edilen büyük ve sağlam bir vazo, Afyon ve Uşak kentlerinin güneyindeki Beyce Sultan kazılarında elde edilen kapların çeşidindendir.
Ayrıca birçok kap biçimi Orta Anadolu ile olduğu ölçüde TROYA VI kap kaçağı ile de benzerlikler taşımaktadır.
Bundan başka yine TROYA VI ’da gün ışığına çıkan `Minyas’ tipi vazolar Bayraklı’da da ele geçmiş, bir de 4-5 Myken seramik parçasına rastlanmıştır.
Açılan sondajlar küçük olduğundan evler hakkında geniş bilgi elde edilememiştir.
Tunç Çağı’nda İzmir `de yaşayan yerli halkın dili konusunda herhangi bir fikir elde edilmesi mümkün olmamıştır.
Minyas türü keramiğin ele geçmesi birçok Anadolu kentinde olduğu gibi, burada da 2. Binde Akalılâra (Achaioi: Myken) ait bir ticaret kolonisinin bulunduğuna ilişkin ipuçları verebilir.
HİTİTLER DÖNEMİ ‘nde M.Ö. 1800-1200 Anadolu’da yazı kullanılıyordu ve bundan ötürü o dönemde tarih çağına ulaşılmış bulunuluyordu.
************************************************************************************************
M.Ö. 1200 ′lerde TROYA VII ve HİTİT BAŞKENTİ HATTUŞAŞ Balkanlardan gelen kavimlerce yıkılmasından sonra Orta ve Batı Anadolu yeniden yazısız ve karanlık bir çağa, Demir Çağı’na girdi.
M.Ö. 1050 - 650 Demir Çağı
Demir Çağı, Anadolu’da, yazının yeniden kullanıldığı FRİGYA KRALLIĞI M.Ö.730 ‘a kadar, Orta ve Batı Anadolu’da ise M.Ö. 650 yıllarına kadar sürdü.
Kazılarda fazla miktarda çıkarılan keramik ürünlerden anlaşıldığına göre, Demir Çağı boyunca Eski İzmir’de Hellas’tan göç eden, AIOLLER ve İONLAR yaşıyordu.
Yarımadada yerli halkın yaşadığına dair herhangi bir bulguya ise rastlanmamıştır. Bayraklı Höyüğü’nün M.Ö. 1050HELLAS kökenli olduğu anlaşılmaktadır. 400 yıl devam eden bu ilkel dönem boyunca başlıca beş yerleşme katı saptanmıştır. yıllarında kurulmaya başlayan yerleşmesinin
BİRİNCİ YERLEŞME KATI – m.ö. 1050 – 1000 I. Aiol yerleşmesi
İKİNCİ YERLEŞME KATI – m.ö. 1000 – 875 II. Erken, Orta ve Geç Protogeometrik yerleşme
ÜÇÜNCÜ YERLEŞME KATI – m.ö. 875 – 750 III. Erken ve Orta Geometrik yerleşme
DÖRDÜNCÜ YERLEŞME KATI – m.ö. 750 – 675 IV. Geç Geometrik yerleşme
BEŞİNCİ YERLEŞME KATI – m.ö. 675 – 650 V. Subgeometrik yerleşme
Söz konusu beş tabaka denizden 6,40 metre yükseklikte başlamakta ve 9,50 metrede son bularak 3 metre kalınlığında bir tabaka oluşturmaktadır. Kazılarda elde edilen AIOL keramiği Submyken orijinlidir. Protogeometrik ve GeometrikAttika vazoculuğunun bir devamıdır diyebiliriz. stildeki kap-kaçak ise genelde
Demir Çağı boyunca İzmir evleri, büyüklü küçüklü tek odalı yapılardan oluşmakta idi. Gün yüzüne çıkarılan en eski ev M.Ö. 925 ile M.Ö. 900′e tarihlenmektedir.
İyi korunmuş halde ortaya çıkarılan bu tek odalı evin (2,45 x 4 m.) duvarları kerpiçten, damı ise sazdan yapılmıştı. Erken Geometrik dönemden itibaren (M.Ö. 875′ler) bu tek odalı evler at nalı biçimli bir avlunun üç bir yanını çevirmekte idiler.
Eski İzmir’liler kentlerini M.Ö. 850′lerde kerpiçten yapılmış kalın bir surla korumaya başladılar.
************************************************************************************************
Bu tarihten itibaren Eski İzmir’in bir kent devlet kimliği kazanmış olduğu söylenebilir. Kenti Basileus adı verilen bir beyin idare ettiği olasıdır. Göçleri gerçekleştirenler ve kent ileri gelenleri soylu tabakayı oluşturuyordu. Kent duvarları içinde yaşayan nüfus olasılıkla bin kişi civarındaydı.
Geç Geometrik ve Subgeometrik seramikle açıklanan dönemde M.Ö.750-650 ise yarımadanın nüfusu daha kalabalık olup belki de 1500 kişiyi aşıyordu.
Kent devlete ait halkın büyük bir bölümü civar köylerde yaşıyordu. Bu köylerde, bu çağdaki Eski İzmir’in tarlaları, zeytin ağaçları, bağları, çömlekçi ve taşçı işlikleri yer alıyordu. Geçimi tarım ve balıkçılıkla sağlanıyordu.
Kentin en önemli kutsal yapısı Athena Tapınağı idi. Bu tapınağın günümüze değin korunan en eski kalıntısı M.Ö. 725-700 yılları arasına tarihlenmektedir.
Daha önceki dört dönemde M.Ö. 1050- 750, büyük bit olasılıkla yine Tanrıça Athena’ya tapınılıyordu, ancak o tarihlerde kadın tanrıçanın heykeli herhalde küçük bir niş (naiskos) içinde bulunuyordu.
Bilindiği gibi Homeros’un destanı İlias, Aiol ve İon lehçelerinin karışık olduğu bir dille yazılmıştır. Bu nedenle dünya tarihinin bu çok önemli destansı yapıtı büyük olasılıkla bu iki lehçenin konuşulduğu sınır bölgesi olan İzmir’de oluşturulmuştur.
Nitekim Hellenistik dönem İzmirlileri Homeros için ‘Homeraion’ adlı bir yapı inşa etmişlerdir. M.Ö. 650 - 545 Parlak Dönem Eski İzmir’in parlak dönemi M.Ö. 650-545 yılları arasına denk düşer. Yaklaşık yüz yıl süren bu süre, bütün İYON uygarlığının en güçlü dönemini oluşturur.
Bu dönemde Miletos’un liderliğinde Mısır’da, Suriye ve Lübnan’ın yavuz kentiBatı kıyılarında, Propontis’te (Marmara Bölgesi), Pontus’ta (Karadeniz) koloniler kurulur ve Doğu Hellen dünyası kıta Yunanistan ile rekabet ederek birçok alanda ve konuda onun yerini almaya başlamıştır.
Bu dönemde İzmir’in tarımcılıkla yetinmeyip Akdeniz ticaretine de ortak olduğunu görmekteyiz.
Bu dönem katlarında bulunan Fenike kökenli eserler, Kıbrıs kökenli heykel ve heykelcikler, Ön Asya ya da Akdeniz orijinli fayans figürcükler bu uluslararası ticaretin günümüze kalmış eserleridir.
Parlak dönemin İzmir’deki önemli belirtilerinden biri M.Ö.650′den beri yazının yaygınlaşmaya başlamasıdır. Kadın tanrıça Athena’ya sunulan armağanların birçoğunda sunu yazıtları bulunmaktadır. Kent halkının sayısı fazla olmasa da bir bölümü okuryazardır.
Kazılarda ortaya çıkarılan Athena Tapınağı M.Ö.640-580, Doğu Hellen dünyasının en eski mimarlık eseridir. En eski ve en güzel sütun başlıkları şu ana kadar İzmir’de bulunmuştur. Samos, Milet, Efes, Erythrai ve Phokaia da çıkarılan sütun başlıkları M.Ö. 6. Yüzyılın ikinci yarısından M.Ö. 575-550 tarihinden önce değildir.
Helken sanatının en özgün mimarlık öğeleri olan Aiol ve İon türü başlıklar ile İon ve Lesbos biçimi kymationlar (yaprak ya da yumurta şekilli mimarlık süslemesi) doğuşlarını Eski Izmir de gün ışığına çıkan ve büyük ölçüde Anadolu Hitit sanatından esinlenmiş olan bu başlıklara borçludurlar.
Hellen Dünyasının çok odalı ev tipinin en eski örneği Eski İzmir de bulunmuştur. Gerçekten M.Ö. 7. Yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olan iki katlı, beş odalı, ön avlulu çifte megaron, Hellenlerin bugün için bilinen, bir çatı altındaki en eski çok odalı evdir.
Ondan önceki Yunan evleri yan yana dizilmiş megaronlardan oluşuyordu. Eski İzmir in cadde ve sokakları daha 7. yy’ın ikinci yarısında ızgara planlı idi, caddeler ve sokaklar kuzeyden güneye ve doğudan batıya uzanıyor, evler genellikle güneye bakıyordu.
İlerde M.Ö.5. yüzyılda Hippodamos tipi adını alacak olan bu kent planı özünde Yakın doğuda çoktan biliniyordu. Bayraklı şehir planı bu tür kent dokusunun Batı dünyasındaki en erken örneğidir.
İon uygarlığının en eski parke döşeli yolu Eski İzmir de gün ışığına çıkarılmıştır.
Hellen dünyasının en eski sivil mimarlık eseri Eski İzmir de 7. Yüzyılın ilk yarısında yapılmış olan güzel taş çeşmedir.
Bir zamanlar Yamanlar Dağı üzerinde yükselen Tantalos mezarı, tholos biçimli anıtsal mezarların güzel bir temsilcisidir.
Tantalos tümülüsünün mezar odası adı geçen çeşmenin planında idi ve onun gibi Isopata tipi adını taşıyan yapı türünde idi, yani planı dörtgendi ve üstü bindirme tekniğindeki bir tonozla örtülü bulunuyordu. Tantalos mezarı adı ile anılan bu anıtsal eser Eski İzmir de MÖ.520-580 tarihlerinde yönetimi elinde tutan basileusun ya da tyranın mezarı olmalıdır.
Eski İzmir de, çömlekçi işlikleri, arkeoloji literatüründe “Oryantalizan” ya da “Friz Stili” adı ile anılan seramik türünün güzel örneklerini üretiyor, taşçı ustaları mimarlık eserlerinden başka anıtsal boyda heykeller ve heykelcikler yontuyor ve bütün bu sanat yaratılarının bir bölümü dış pazarlara sürülüyordu.
Bilindiği gibi M.Ö. 6. Yüzyılın ilk yarısında o zamanki antik dünyanın kültür merkezi Batı Anadolu idi. Özellikle Milet’de tarihte ilk defa batıl inançlardan ve her çeşit din etkisinden kurtulmuş, özgür düşünceye dayalı bilimsel araştırmalar başlamıştı. Doğu dünyasının zengin bilgi ve deneyim hazinelerinden yararlanarak ve özellikle özgür düşünce yöntemiyle Thales, Anaksimenes ve Anaksimandros gibi doğa filozofları’ bugünkü Batı uygarlığının temellerini atmışlardı.
Thales dünyada ilk defa bir doğa olayını, M.Ö. 28 Mayıs 585 tarihinde olagelen güneş tutulmasını oluşundan önce hesaplamıştır. Böylece kültür ve bilim alanında tarihin başlangıcından beri 2500 yıl boyunca Mezopotamya ve Mısır’ın elinde olan önderlik, Batı Anadolu’ya geçmiştir.
Batı Anadolu bu önderliğini İranlıların Anadolu yu işgal ettikleri 545 yılına değin korumuştur. Ancak İran işgali ile filozoflar, bilim adamları ve sanatçılar Atina ya göç edince kültür ve ilim alanındaki önderlik Atina ’ya geçmiştir.
Milet, Efes, Samos gibi İzmir de 6. Yüzyılın başlarında büyük olasılıkla düşünce ve bilim alanında önde gelen kentlerden biriydi.
Ancak Eski İzmir M.Ö. 640-545 tarihlerinde döneminin en ileri kültür merkezlerinden biri olduğu halde daha sonraları önemini yitirdiği için, çalışmalarda eskisi hızını kaybetmişti.
Eski İzmir ’in edebiyat, şiir, tarih, felsefe ve bilim konularında ne düzeyde olduğu hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Mimarlık konusunda ise önemli bir merkezdi.
Herodotos, Eski İzmir ’i Lidya kralı Alyattes ’in aldığından bahseder. Kazılarda da bu olay M.Ö. 500 sıralarına tarihlenir. Kent ve Athena tapınağı tahrip olsa da İzmir liler M.Ö. 590 yıllarında tapınağı tekrar inşa ederler.
************************************************************************************************
Daha sonra Persler tarafından 6. Yüzyılın ortalarında ele geçirilen kent. Bu olayla birlikte parlak devrini tamamlamıştır. Bu tarihten sonra Athena tapınağına hediye edilmiş hiçbir armağan bulunamaması da bu tahribatın önemli göstergelerinden birisidir.
Athena Tapınağı M.Ö. 545 tarihlerinde terkedilmişse de yerleşim sürmüş, ancak bundan sonra 200 yıl kadar bir süre eski İzmir önemini ve işlevini yitirmiştir. M.Ö. 500 - 300 Gerileme Dönemi
M.Ö. 5. yüzyıl boyunca küçük ancak zengin bir yerleşmenin yer aldığı Bayraklı Höyüğü M.Ö. 5. yüzyılın sonunda ve özellikle 4. yüzyıl süresince yoğun bir iskana sahne olmuştur.
Bu dönemde, ortalarında büyük avlular olan biri 5, biri 8 ve diğeri 15 odalı olmak üzere üç ev gün ışığına çıkarılmıştır. Bunların, kenti idare eden ve muhtemelen dönemlerindeki Pers etkisine uyarak yakın civardaki Larissa ’da olduğu gibi, birer tyran olan beylere ait olmaları akla yakın gelmektedir.
Nitekim Yamanlar Dağı ’nda hala kısmen korunmuş olan ve önemli kişilerin mezarları olması gereken düzgün krepisli birkaç 4. yüzyıl tümülüsü bu düşünceyi desteklemektedir.
Söz konusu merkezi avlulu büyük üç evden başka birçoğu megarondan bozma dörtgen planlı küçük evler bulunmuştur.
Bayraklı höyüğünün bütün üst düzeyinin 4. yy. boyunca evlerle kaplı olduğu söylenebilir.
************************************************************************************************
Öyle anlaşılıyor ki Anadolu ’daki Pers işgali 4. yüzyılda gücünü yitirmiş ve İyon kentlerinin büyümesine neden olmuştur.
Meydana gelen nüfus patlaması ile yüz dönümlük Bayraklı Höyüğü, İzmirlilere küçük gelmeye başladığından, M.Ö. 300 tarihlerinde Kadifekale (Pagos) eteklerinde yeni İzmir kenti kurulmuştur. M.Ö. 333 – M.S. 395 Helenistik Dönem Roma İmparatorluğu Yönetimi
Büyük İskender’in İssos’ta (İskenderun) Pers Kralı Darius’u yenmesinden (M.Ö. 333) ve arkasından bütün doğuyuHellen dünyası büyük bir refah çağına erişti. Kentler nüfus patlamalarına sahne oldu. ele geçirmesinden sonra
Hellenistik Dönem ’de İskenderiye, Rodos, Bergama ve Efes kentlerinden her biri 100 binin üstündeki bir nüfusa eriştiler.
Küçük bir tepeciğin üzerinde kurulmuş olan eski İzmir kentinin duvarlarının içinde yalnız birkaç bin kişi yaşayabiliyordu. Bu nedenle en geç M.Ö. 300 sıralarında Kadifekale’nin eteklerinde, yeni ve büyük bir kent kuruldu.
************************************************************************************************
M.Ö. 323 yılında Büyük İskender’in ölümü üzerine çıkan iç savaşta İzmir (zamanın ismiyle Symrna), önce LysimakhosM.Ö. 281 yılında yapılan Corupedion Savaşı’nda yenen Selevkoslar’ın kralı 1. Selevkos’un eline geçti. ’un, sonra Lysimakhos’u
************************************************************************************************
Selevkos egemenliği M.Ö. 190 yılında yapılan Magnesia (bugün Manisa) Savaşı’na kadar sürdü. Selevkoslar, Romalılar ’a karşı kaybettiği bu savaştan 2 yıl sonra yapılan Apameia (bugün Dinar) savaşıyla Bergama Krallığı ’na verildi.
************************************************************************************************
Bergama ’nın egemenliği, Kral 3. Attalos’un ölümüne dek sürdü ve bu tarihte Romalılar ’ın eline geçti ve Asya Eyaleti ’ne bağlandı.
Tarihçi Strabon, Smyrna ’nın kendi zamanında yani M.Ö. 1. yüzyıla geçiş sırasında en güzel İyon kenti olduğunu belirtmektedir.
O dönemde kentin küçük bir bölümü Kadifekale ’nin Pagos ’un üzerindeydi. Büyük bölüm ise düz arazi üzerinde bulunan liman çevresine toplanmıştı. Ana tanrıçanın tapınağı ile gymnasion da bu hat üzerinde yer alıyordu.
Caddeler düzdü ve tamamı büyük taşlarla düzgün bir biçimde kaplanmıştı. Aristeides, kentin doğu-batı yönünde uzanan iki ana yolunun (Kutsal yal ve Altın yol) bulunduğunu ve bu yollarla kentin, denizden gelen esinti ile serinlediğini anlatmaktadır.
Strabon İzmir ’de Homereion olarak adlandırılan bir stoanın varlığından söz eder (belki de bir perystil ev). Bu evin içinde Homeros’un bir heykeli bulunuyordu.
Roma Çağı ’nda İzmir ’de inşa edilen yapılar arasında, Kadifekale ’nin (Pagos) kuzeybatı eteğindeki antik tiyatro ve batıdaki stadyumun her ikisinden de pek az iz kalmıştır.
Diğer taraftan Smyrna Agorası oldukça iyi korunmuş olup, bugün kısaca Agora olarak bilinmektedir. Agoranın ölçüsü 120×80 metre uzunluğunda geniş bir avlusu vardı. Doğusunda ve batısında birer stoası vardı. Her iki yapı 1 7,5 m. olup ikişer katlıydı. Ayrıca 28 m. uzunlukta bir bazilika da mevcuttu.
************************************************************************************************
M.Ö. 2. Yüzyılda Romalıların egemenliğine giren İzmir ikinci kez altın dönemini yaşamaya başlar.
M.Ö. 88 yılında Pontus Kralı 6. Mithridates’in eline geçtiyse de 2 yıl sonra Romalılar şehri geri aldı.
İncil’de sözü edilen “Yedi Kilise”den bir tanesinin bulunduğu Smyrna Hıristiyanlığın gelişmesinde önemli bir rol oynar.
İzmir’in ilk başpiskoposu olan Aziz Polikarp havari ve İncil yazarı St. John’un ilk müridlerinden biridir. Yaklaşık M.S. 70 yılında Anadolu’da doğmuş, inancından ötürü 23 Şubat 155 tarihinde, İzmir akropolü üzerinde bulunan stadyumda Romalılar tarafından yakılarak ölüme mahkum edilmiştir.
************************************************************************************************
M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, İzmir, sonradan Bizans İmparatorluğu olarak tanınacak Doğu Roma İmparatorluğu’nun bir parçası olur. 395 – 1422 Bizans İmparatorluğu Yönetimi Bizans İmparatorluğu yönetiminde İzmir; Araplar, Selçuklular, Cenevizliler, Aydınoğulları, Haçlılar, Moğollar tarafından istila edilmiştir. Bizans İmparatorluğu döneminde Araplar, Selçuklular, Haçlılar ve Cenevizliler kenti ele geçirmek için birbirleriyle savaşırlar.
************************************************************************************************
Kenti ilk önce Araplar 672 yılında denizden zaptedip İstanbul ’a yaptıkları akınlarda bir üs olarak kullanırlar.
************************************************************************************************
Türkler İzmir ’i ilk kez 1076′da Sulçuklu akıncılarından ve zamanla ilk büyük Türk denizcisi olacak Çaka Bey’in komutasında ele geçirirler.
************************************************************************************************
İzmir ’den hareketle Ege Adaları ve Çanakkale Boğazı ’na düzenlediği akınlarla Bizanslılara korku salan Çaka Bey’in ölümünden sonra Bizanslılar kenti 1098′de geri alırlar ve şehrin kıyı tarafı 1204 yılında Rodos Şovalyeleri ’nin eline geçer.
************************************************************************************************
1310′da Aydınoğlu Umur Bey tüm şehri ele geçirir.
******************************************************************************************** 1344 yılında Cenevizliler kıyıdaki St. Peter kalesini ele geçirirler. Cenevizliler aşağı kenti kontrollerinde tutarken Aydınoğulları Beyliği yukarı kentte (Kadifekale) hakimiyet kurar.
Gavur İzmir deyimi o dönemden kalmadır ve Cenevizlilerin elinde kalan aşağı kenti tanımlamak için kullanılmıştır. ************************************************************************************************ 14.yüzyıl ortalarında St. Peter kalesi ve aşağı kent bu kez Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilir.
************************************************************************************************ bu arada Osmanlı Devleti 1398′de İzmir üzerinde hakimiyet kurdu.
************************************************************************************************
Ankara Savaşı’nı kazanarak Osmanlı Devleti ’ni mağlup etmiş olan Timur ’un 1403′de bizzat komuta ettiği Moğol ordusu kenti istila edip, St.Peter Kalesini yerle bir eder.
Bu fetih Timur ’un Hristiyan güçlere karşı yapmış olduğu tek savaş olması nedeniyle ayrıca önemlidir.
************************************************************************************************
Osmanlı Devleti ’nin toparlanmasından sonra 1422 yılında II. Murat kenti zapteder ve İzmir bundan sonra Osmanlı İmparatorluğu ’nun bir parçası olur. 1422 – 1923 Osmanlı İmparatorluğu Yönetimi Doğu Akdeniz Ticaret Kavşağı
Osmanlı idaresinin ilk yüzyıllarında ikinci derece bir sancak olan İzmir ’in İlk Osmanlı yöneticisi Karasubaşı Hasan Ağa’dır.
İzmir 1605-1606 yıllarında Celali İsyanları kapsamında Arap Sait ve Kalenderoğlu ayaklanmalarına sahne olmuştur.
Ancak kent, Osmanlı İmparatorluğunun 1620 yılında yabancılara tanıdığı kapitülasyonlardan sonra giderek İmparatorluğun en önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelir.
1619′da Fransız, 1620′de İngiliz konsoloslukları açılır.
Bu arada şehrin nüfus yapısı da değişmeye başlar.
16. yüzyıl kaynakları İzmir ’de 19 cami, 18 havra ve sadece 1 Rum Ortodoks kilisesi bulunduğunu, kentin 9 mahallesinden sadece birinde Hristiyanların yaşadığını belirtmektedir.
Dolayısıyla, o dönemde şehir merkezinde Müslüman-Türkler çoğunlukta, önemli ve köklü bir Musevi cemaati mevcut (Sabetay Sevi 17. yüzyılda İzmir Musevi cemaatinin içinden çıkmıştır) ve Hrıstiyan Rumlar azınlıkta olmalıdır.
Evliya Çelebi de, 1672′de İzmir ’i ziyaretinde, nüfus yapısındaki değişimin ilk gözlemlerini kaydeder ve Punta (Alsancak) mahallesinde giderek artan sayıda yerli gayrimüslimlerin, Levantenlerin ve Batılı tüccarların yoğunlaştığını yazar.
İzmir ’de 1676′da yaklaşık 30 bin kişinin öldüğü bir veba salgını olur.
1742′de şehrin yarısının yandığı büyük bir yangın olur.
Osmanlılarca İzmir ’e paşa düzeyinde yapılan ilk atama, 1707′de yabancı tüccarlarca düzenlenen Buca ayaklanması ndan sonra 1716′da tayin edilen Köprülü Abdullah Paşa’dır.
18. yüzyıl ve 19. yüzyıl larda kent Fransız, İngiliz, Hollandalı ve İtalyan tüccarların gözdesidir.
Bu gelişmeye paralel olarak, eyalet merkezi (Aydın eyaleti) önce 1841′de geçici olarak, sonra da 1850′de temelli İzmir ’e aktarılmıştır.
Aynı yıl Sultan Abdülmecit, 1863′de de Sultan Abdülaziz İzmir ’i ziyarete gelmişler, 1871′de kurulan belediyenin ilk başkanı da Yenişehirlizade Ahmet Efendi olmuştur.
Çokuluslu bir ticaret şehri haline gelen ve servet birikimi yaratarak metropolleşen İzmir civarında aşayişi korumak herzaman zorlu bir uğraş olmuştur. Bu bağlamda, bölgenin ünlü Rum eşkiyalarından Katırcı Yani 1853′de Buca ’da yakalanabilmiş, başta Çakırcalı Mehmet Efe olmak üzere, efeler ve eşkiyalar İzmir ’e özel ilgi göstermişler, çoğu kez resmi görevlilerden, yerli, levanten ve yabancı tacirlerden ve azınlıklardan oluşan çetrefil bir ilişkiler ağı içinde rol oynamışlardır.
İzmir I. Dünya Savaşından sonra 15 Mayıs 1919′da Yunan ordusu tarafından işgal edilir. Bu işgal 9 Eylül 1922 tarihinde sona erer.
Ancak, İzmir 13 Eylül 1922 sabahı tarihinin belki de en büyük felaketlerinden birini yaşamaktan kurtulamaz. Basmane semtinde başlayan yangın 2.600.000 metrekarelik bir alanda 20.000′den fazla ev ve işyerini tahrip eder. Bu yangın ne yazık ki kentin geleneksel alanının dörtte üçünü tahrip etmiştir.
************************************************************************************************
Fakat yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte İzmir zümrütü anka kuşu gibi kendi külleri içinden yeniden doğmuştur.
Yangın alanında bugün İzmir Enternasyonal Fuarı bulunmaktadır.
· hangi dili konuştukları bilinmiyor
Arkeolojik Troya [değiştir] 59. Troya I 3000-2600 (Batı Anadolu EB 1) 60. Troya II 2600-2250 (Batı Anadolu EB 2) 61. Troya III 2250-2100 (Batı Anadolu EB 3) 62. Troya IV 2100-1950 (Batı Anadolu EB 3) 63. Troya V (Batı Anadolu EB 3) 64. Troya VI: MÖ 17. yüzyıl – MÖ 15. yüzyıl 65. Troya VIh: Geç Bronz Çağı MÖ 14. yüzyıl 66. Troya VIIa: ca. MÖ 1300 – MÖ 1190 Homerik Troya dönemi 67. Troya VIIb1: MÖ 12. yüzyıl 68. Troya VIIb2: MÖ 11. yüzyıl 69. Troya VIIb3: yaklaşık MÖ 950 70. Troya VIII: MÖ 700 Troya IX: Helenistik Ilium, MS 1. yüzyıl M.Ö. 756 - 146
a. Eski Tunç Çağı / M.Ö. 6500 – 2500 · (?) / M.Ö. 6500 - 3000 · Troya Dönemi / M.Ö. 3000 – 2500
b. Orta Tunç Çağı / M.Ö. 2500 – 2000 · Troya II / M.Ö. 2500 – 2000
(?) 2000 – 1800
c. (?) Tunç Çağı / M.Ö. 1800 – 1050 · Troya VI - Hitit Dönemi / M.Ö. 1800 – 1050 / Bayraklı · Hititler Dönemi / M.Ö. 1800 – 1200 yazı yazılıyordu
M.Ö. 6500 – 3000 / ESKİ TUNÇ ÇAĞI
M.Ö. 3000 – 2500
M.Ö. 2500 – 2000 / ORTA TUNÇ ÇAĞI
M.Ö. 1800 - 1050
Demir Çağı Hititler Çağı’nda {M,Ö. 1800-1200) Anadolu’da yazı kullanılıyordu ve bundan ötürü o dönemde tarih çağına ulaşılmış bulunuluyordu.
Ancak M.Ö. 1200′lerde Troya Vll ve Hitit başkenti Hattuşaş’ın Balkanlardan gelen kavimlerce yıkılmasından sonra Orta ve Batı Anadolu yeniden yazısız ve karanlık bir çağa, Demir Çağı’na girdi.
Demir Çağı, Anadolu’da yazının yeniden kullanılması ile Frigya Krallığı’nda M.Ö.730, geri kalan Orta ve Batı Anadolu’da ise M.Ö. 650 yıllarına kadar sürmüştür,
Kazılarda fazla miktarda çıkarılan keramik ürünlerden anlaşıldığına göre, Demir Çağı boyunca Eski İzmir’de Hellas’tan göç eden, Aiolller ve İonlar yaşıyordu.
Yarımadada yerli halkın yaşadığına dair herhangi bir bulguya ise rastlanmamıştır. Bayraklı Höyüğü’nün M.Ö. 1050 yıllarında kurulmaya başlayan yerleşmesinin Hellas kökenli olduğu anlaşılmaktadır.
400 yıl devam eden bu ilkel dönem boyunca başlıca beş yerleşme katı saptanmıştır. Bunlar :
71. I. Aiol yerleşmesi (M.Ö. 1050-M.Ö.1000) 72. II. Erken, Orta ve Geç Protogeometrik yerleşme (M.Ö. 1000-M.Ö. 875) 73. III. Erken ve Orta Geometrik yerleşme (M.Ö. 875- M.Ö. 750) 74. IV. Geç Geometrik yerleşme (M.Ö. 750-M.Ö. 675) 75. V. Subgeometrik yerleşme (M.Ö. 675-M.Ö. 650)
Söz konusu beş tabaka denizden 6,40 metre yükseklikte başlamakta ve 9,50 metrede son bularak 3 metre kalınlığında bir tabaka oluşturmaktadır. Kazılarda elde edilen Aiol keramiği Submyken orijinlidir. Protogeometrik ve Geometrik stildeki kap-kaçak ise genelde Attika vazoculuğunun bir devamıdır diyebiliriz.
Demir Çağı boyunca İzmir evleri, büyüklü küçüklü tek odalı yapılardan oluşmakta idi. Gün yüzüne çıkarılan en eski ev M.Ö. 925 ile M.Ö. 900′e tarihlenmektedir.
İyi korunmuş halde ortaya çıkarılan bu tek odalı evin (2,45 x 4 m.) duvarları kerpiçten, damı ise sazdan yapılmıştı. Erken Geometrik dönemden itibaren (M.Ö. 875′ler) bu tek odalı evler at nalı biçimli bir avlunun üç bir yanını çevirmekte idiler.
Eski İzmir’liler kentlerini M.Ö. 850′lerde kerpiçten yapılmış kalın bir surla korumaya başladılar. Bu tarihten itibaren Eski İzmir’in bir kent devlet kimliği kazanmış olduğu söylenebilir.
Kenti ‘Basileus’ adı verilen bir beyin idare ettiği olasıdır. Göçleri gerçekleştirenler ve kent ileri gelenleri soylu tabakayı oluşturuyordu. Kent duvarları içinde yaşayan nüfus olasılıkla bin kişi civarındaydı.
Geç Geometrik ve Subgeometrik seramikle açıklanan dönemde (M.Ö.750-650) ise yarımadanın nüfusu daha kalabalık olup belki de 1500 kişiyi aşıyordu.
Kent devlete ait halkın büyük bir bölümü civar köylerde yaşıyordu. Bu köylerde, bu çağdaki Eski İzmir’in tarlaları, zeytin ağaçları, bağları, çömlekçi ve taşçı işlikleri yer alıyordu. Geçimi tarım ve balıkçılıkla sağlanıyordu.
Kentin en önemli kutsal yapısı Athena Tapınağı idi. Bu tapınağın günümüze değin korunan en eski kalıntısı M.Ö. 725-700 yılları arasına tarihlenmektedir.
Daha önceki dört dönemde (M.Ö. 1050- 750), büyük bit olasılıkla yine Tanrıça Athena’ya tapınılıyordu, ancak o tarihlerde kadın tanrıçanın heykeli herhalde küçük bir niş (naiskos) içinde bulunuyordu.
Bilindiği gibi Homeros’un destanı İlias, Aiol ve İon lehçelerinin karışık olduğu bir dille yazılmıştır. Bu nedenle dünya tarihinin bu çok önemli destansı yapıtı büyük olasılıkla bu iki lehçenin konuşulduğu sınır bölgesi olan İzmir’de oluşturulmuştur.
Nitekim Hellenistik dönem İzmirlileri Homeros için ‘Homeraion’ adlı bir yapı inşa etmişlerdir. Parlak Dönem (M.Ö. 650-545) Eski İzmir’in parlak dönemi M.Ö. 650-545 yılları arasına denk düşer.
Yaklaşık yüz yıl süren bu süre, bütün İyon uygarlığının en güçlü dönemini oluşturur.
Bu dönemde Miletos’un liderliğinde Mısır’da, Suriye ve Lübnan’ın yavuz kentiBatı kıyılarında, Propontis’te (Marmara Bölgesi), Pontus’ta (Karadeniz) koloniler kurulur ve Doğu Hellen dünyası kıta Yunanistan ile rekabet ederek birçok alanda ve konuda onun yerini almaya başlamıştır. Bu dönemde İzmir’in tarımcılıkla yetinmeyip Akdeniz ticaretine de ortak olduğunu görmekteyiz. Bu dönem katlarında bulunan Fenike kökenli eserler, Kıbrıs kökenli heykel ve heykelcikler, Ön Asya ya da Akdeniz orijinli fayans figürcükler bu uluslararası ticaretin günümüze kalmış eserleridir. Parlak dönemin İzmir’deki önemli belirtilerinden biri M.Ö. 650′den beri yazının yaygınlaşmaya başlamasıdır. Kadın tanrıça Athena’ya sunulan armağanların birçoğunda sunu yazıtları bulunmaktadır. Kent halkının sayısı fazla olmasa da bir bölümü okuryazardır. Kazılarda ortaya çıkarılan Athena Tapınağı (M.Ö. 640-580), Doğu Hellen dünyasının en eski mimarlık eseridir. En eski ve en güzel sütun başlıkları şu ana kadar İzmir’de bulunmuştur. Samos, Milet, Efes, Erythrai ve Phokaia’da çıkarılan sütun başlıkları M.Ö. 6. Yüzyılın ikinci yarısından (M.Ö. 575-550) tarihinden önce değildir. Helken sanatının en özgün mimarlık öğeleri olan Aiol ve İon türü başlıklar ile İon ve Lesbos biçimi kymationlar (yaprak ya da yumurta şekilli mimarlık süslemesi) doğuşlarını Eski Izmir de gün ışığına çıkan ve büyük ölçüde Anadolu Hitit sanatından esinlenmiş olan bu başlıklara borçludurlar Hellen Dünyasının çok odalı ev tipinin en eski örneği Eski İzmir de bulunmuştur. Gerçekten M.Ö. 7. Yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olan iki katlı, beş odalı, ön avlulu çifte megaron, Hellenlerin bugün için bilinen, bir çatı altındaki en eski çok odalı evdir. Ondan önceki Yunan evleri yan yana dizilmiş megaronlardan oluşuyordu. Eski İzmir’in cadde ve sokakları daha 7. yy’ın ikinci yarısında ızgara planlı idi, caddeler ve sokaklar kuzeyden güneye ve doğudan batıya uzanıyor, evler genellikle güneye bakıyordu . İlerde M.Ö.5. yüzyılda Hippodamos tipi adını alacak olan bu kent planı özünde Yakın doğuda çoktan biliniyordu. Bayraklı şehir planı bu tür kent dokusunun Batı dünyasındaki en erken örneğidir. İon uygarlığının en eski parke döşeli yolu Eski İzmir’de gün ışığına çıkarılmıştır. Hellen dünyasının en eski sivil mimarlık eseri Eski İzmir’de 7. Yüzyılın ilk yarısında yapılmış olan güzel taş çeşmedir. Bir zamanlar Yamanlar Dağı üzerinde yükselen Tantalos mezarı, tholos biçimli anıtsal mezarların güzel bir temsilcisidir. Tantalos tümülüsünün mezar odası adı geçen çeşmenin planında idi ve onun gibi Isopata tipi adını taşıyan yapı türünde idi, yani planı dörtgendi ve üstü bindirme tekniğindeki bir tonozla örtülü bulunuyordu. Tantalos mezarı adı ile anılan bu anıtsal eser Eski İzmir’de MÖ.520-580 tarihlerinde yönetimi elinde tutan basileusun ya da tyranın mezarı olmalıdır. Eski İzmir’de, çömlekçi işlikleri, arkeoloji literatüründe “Oryantalizan” ya da “Friz Stili” adı ile anılan seramik türünün güzel örneklerini üretiyor, taşçı ustaları mimarlık eserlerinden başka anıtsal boyda heykeller ve heykelcikler yontuyor ve bütün bu sanat yaratılarının bir bölümü dış pazarlara sürülüyordu. Bilindiği gibi M.Ö. 6. Yüzyılın ilk yarısında o zamanki antik dünyanın kültür merkezi Batı Anadolu idi. Özellikle Milet’de tarihte ilk defa batıl inançlardan ve her çeşit din etkisinden kurtulmuş, özgür düşünceye dayalı bilimsel araştırmalar başlamıştı. Doğu dünyasının zengin bilgi ve deneyim hazinelerinden yararlanarak ve özellikle özgür düşünce yöntemiyle Thales, Anaksimenes ve Anaksimandros gibi doğa filozofları’ bugünkü Batı uygarlığının temellerini atmışlardı. Thales dünyada ilk defa bir doğa olayını, M.Ö. 28 Mayıs 585 tarihinde olagelen güneş tutulmasını oluşundan önce hesaplamıştır. Böylece kültür ve bilim alanında tarihin başlangıcından beri 2500 yıl boyunca Mezopotamya ve Mısır’ın elinde olan önderlik, Batı Anadolu’ya geçmiştir. Batı Anadolu bu önderliğini İranlıların Anadolu’yu işgal ettikleri 545 yılına değin korumuştur. Ancak İran işgali ile filozoflar, bilim adamları ve sanatçılar Atina’ya göç edince kültür ve ilim alanındaki önderlik Atina’ya geçmiştir. Milet, Efes, Samos gibi İzmir de 6. Yüzyılın başlarında büyük olasılıkla düşünce ve bilim alanında önde gelen kentlerden biriydi. Ancak Eski İzmir M.Ö. 640-545 tarihlerinde döneminin en ileri kültür merkezlerinden biri olduğu halde daha sonraları önemini yitirdiği için, çalışmalarda eskisi hızını kaybetmişti. Eski İzmir’in edebiyat, şiir, tarih, felsefe ve bilim konularında ne düzeyde olduğu hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Mimarlık konusunda ise önemli bir merkezdi. Herodotos, Eski İzmir’i Lidya kralı Alyattes’in aldığından bahseder. Kazılarda da bu olay M.Ö. 500 sıralarına tarihlenir. Kent ve Athena tapınağı tahrip olsa da İzmirliler M.Ö. 590 yıllarında tapınağı tekrar inşa ederler. Daha sonra Persler tarafından 6. Yüzyılın ortalarında ele geçirilen kent. Bu olayla birlikte parlak devrini tamamlamıştır. Bu tarihten sonra Athena tapınağına hediye edilmiş hiçbir armağan bulunamaması da bu tahribatın önemli göstergelerinden birisidir. Gerileme Dönemi (M.Ö. 500-300) Athena Tapınağı M.Ö. 545 tarihlerinde terkedilmişse de yerleşim sürmüş, ancak bundan sonra 200 yıl kadar bir süre eski İzmir önemini ve işlevini yitirmiştir. M.Ö. 5. yüzyıl boyunca küçük ancak zengin bir yerleşmenin yer aldığı Bayraklı Höyüğü M.Ö. 5. yüzyılın sonunda ve özellikle 4. yüzyıl süresince yoğun bir iskana sahne olmuştur. Bu dönemde, ortalarında büyük avlular olan biri 5, biri 8 ve diğeri 15 odalı olmak üzere üç ev gün ışığına çıkarılmıştır. Bunların, kenti idare eden ve muhtemelen dönemlerindeki Pers etkisine uyarak yakın civardaki Larissa’da olduğu gibi, birer tyran olan beylere ait olmaları akla yakın gelmektedir. Nitekim Yamanlar Dağı’nda hala kısmen korunmuş olan ve önemli kişilerin mezarları olması gereken düzgün krepisli birkaç 4. yüzyıl tümülüsü bu düşünceyi desteklemektedir. Söz konusu merkezi avlulu büyük üç evden başka birçoğu megarondan bozma dörtgen planlı küçük evler bulunmuştur. Bayraklı höyüğünün bütün üst düzeyinin 4. yy. boyunca evlerle kaplı olduğu söylenebilir. Öyle anlaşılıyor ki Anadolu’daki Pers işgali 4. yüzyılda gücünü yitirmiş ve İyon kentlerinin büyümesine neden olmuştur. Meydana gelen nüfus patlaması ile yüz dönümlük Bayraklı Höyüğü, İzmirlilere küçük gelmeye başladığından, M.Ö. 300 tarihlerinde Kadifekale (Pagos) eteklerinde yeni İzmir kenti kurulmuştur. Hellenistik Dönem’de ve Roma İmparatorluğu yönetiminde İzmir (M.Ö. 333-M.S. 395) Büyük İskender’in İssos’ta (İskenderun) Pers Kralı Darius’u yenmesinden (M.Ö. 333) ve arkasından bütün doğuyu ele geçirmesinden sonra Hellen dünyası büyük bir refah çağına erişti. Kentler nüfus patlamalarına sahne oldu. Hellenistik Dönem’de İskenderiye, Rodos, Bergama ve Efes kentlerinden her biri 100 binin üstündeki bir nüfusa eriştiler. Küçük bir tepeciğin üzerinde kurulmuş olan eski İzmir kentinin duvarlarının içinde yalnız birkaç bin kişi yaşayabiliyordu. Bu nedenle en geç M.Ö. 300 sıralarında Kadifekale’nin eteklerinde, yeni ve büyük bir kent kuruldu. M.Ö. 323 yılında Büyük İskender’in ölümü üzerine çıkan iç savaşta İzmir (zamanın ismiyle Symrna), önce Lysimakhos’un, sonra Lysimakhos’u M.Ö. 281 yılında yapılan Corupedion Savaşı’nda yenen Selevkoslar’ın kralı 1. Selevkos’un eline geçti. Selevkos egemenliği M.Ö. 190 yılında yapılan Magnesia (bugün Manisa) Savaşı’na kadar sürdü. Selevkoslar, Romalılar’a karşı kaybettiği bu savaştan 2 yıl sonra yapılan Apameia (bugün Dinar) savaşıyla Bergama Krallığı’na verildi. Bergama’nın egemenliği, Kral 3. Attalos’un ölümüne dek sürdü ve bu tarihte Romalılar’ın eline geçti ve Asya Eyaleti’ne bağlandı. Tarihçi Strabon, Smyrna’nın kendi zamanında yani M.Ö. 1. yüzyıla geçiş sırasında en güzel İyon kenti olduğunu belirtmektedir. O dönemde kentin küçük bir bölümü Kadifekale’nin Pagos’un üzerindeydi. Büyük bölüm ise düz arazi üzerinde bulunan liman çevresine toplanmıştı. Ana tanrıçanın tapınağı ile gymnasion da bu hat üzerinde yer alıyordu. Caddeler düzdü ve tamamı büyük taşlarla düzgün bir biçimde kaplanmıştı. Aristeides, kentin doğu-batı yönünde uzanan iki ana yolunun (Kutsal yal ve Altın yol) bulunduğunu ve bu yollarla kentin , denizden gelen esinti ile serinlediğini anlatmaktadır. Strabon İzmir’de Homereion olarak adlandırılan bir stoanın varlığından söz eder (belki de bir perystil ev). Bu evin içinde Homeros’un bir heykeli bulunuyordu. Roma Çağı’nda İzmir’de inşa edilen yapılar arasında, Kadifekale’nin (Pagos) kuzeybatı eteğindeki antik tiyatro ve batıdaki stadyumun her ikisinden de pek az iz kalmıştır. Diğer taraftan Smyrna Agorası oldukça iyi korunmuş olup, bugün kısaca Agora olarak bilinmektedir. Agoranın ölçüsü 120×80 metre uzunluğunda geniş bir avlusu vardı. Doğusunda ve batısında birer stoası vardı. Her iki yapı 1 7,5 m. olup ikişer katlıydı. Ayrıca 28 m. uzunlukta bir bazilika da mevcuttu. M.Ö. 2. Yüzyılda Romalıların egemenliğine giren İzmir ikinci kez altın dönemini yaşamaya başlar. M.Ö. 88 yılında Pontus Kralı 6. Mithridates’in eline geçtiyse de 2 yıl sonra Romalılar şehri geri aldı. İncil’de sözü edilen “Yedi Kilise”den bir tanesinin bulunduğu Smyrna Hıristiyanlığın gelişmesinde önemli bir rol oynar. İzmir’in ilk başpiskoposu olan Aziz Polikarp havari ve İncil yazarı St. John’un ilk müridlerinden biridir. Yaklaşık M.S. 70 yılında Anadolu’da doğmuş, inancından ötürü 23 Şubat 155 tarihinde, İzmir akropolü üzerinde bulunan stadyumda Romalılar tarafından yakılarak ölüme mahkum edilmiştir. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, İzmir, sonradan Bizans İmparatorluğu olarak tanınacak Doğu Roma İmparatorluğu’nun bir parçası olur. Bizans İmparatorluğu yönetiminde İzmir; Araplar, Selçuklular, Cenevizliler, Aydınoğulları, Haçlılar, Moğollar tarafından istila edilmiştir. Bizans İmparatorluğu döneminde Araplar, Selçuklular, Haçlılar ve Cenevizliler kenti ele geçirmek için birbirleriyle savaşırlar. Kenti ilk önce Araplar 672 yılında denizden zaptedip İstanbul’a yaptıkları akınlarda bir üs olarak kullanırlar. Türkler İzmir’i ilk kez 1076′da Sulçuklu akıncılarından ve zamanla ilk büyük Türk denizcisi olacak Çaka Bey’in komutasında ele geçirirler. İzmir’den hareketle Ege Adaları ve Çanakkale Boğazı’na düzenlediği akınlarla Bizanslılara korku salan Çaka Bey’in ölümünden sonra Bizanslılar kenti 1098′de geri alırlar ve şehrin kıyı tarafı 1204 yılında Rodos Şovalyeleri’nin eline geçer. 1310′da Aydınoğlu Umur Bey tüm şehri ele geçirir. 1344 yılında Cenevizliler kıyıdaki St. Peter kalesini ele geçirirler. Cenevizliler aşağı kenti kontrollerinde tutarken Aydınoğulları Beyliği yukarı kentte (Kadifekale) hakimiyet kurar. Gavur İzmir deyimi o dönemden kalmadır ve Cenevizlilerin elinde kalan aşağı kenti tanımlamak için kullanılmıştır. 14.yüzyıl ortalarında St. Peter kalesi ve aşağı kent bu kez Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilir. Bu arada Osmanlı Devleti 1398′de İzmir üzerinde hakimiyet kurdu. Ankara Savaşı’nı kazanarak Osmanlı Devleti’ni mağlup etmiş olan Timur’un 1403′de bizzat komuta ettiği Moğol ordusu kenti istila edip, St.Peter Kalesini yerle bir eder. Bu fetih Timur’un Hristiyan güçlere karşı yapmış olduğu tek savaş olması nedeniyle ayrıca önemlidir. Osmanlı Devleti’nin toparlanmasından sonra 1422 yılında II. Murat kenti zapteder ve İzmir bundan sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olur. Osmanlı İmparatorluğu yönetiminde İzmir; Doğu Akdeniz’in ticaret kavşağı Osmanlı idaresinin ilk yüzyıllarında ikinci derece bir sancak olan İzmir’in İlk Osmanlı yöneticisi Karasubaşı Hasan Ağa’dır. İzmir 1605-1606 yıllarında Celali İsyanları kapsamında Arap Sait ve Kalenderoğlu ayaklanmalarına sahne olmuştur. Ancak kent, Osmanlı İmparatorluğunun 1620 yılında yabancılara tanıdığı kapitülasyonlardan sonra giderek İmparatorluğun en önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelir. 1619′da Fransız, 1620′de İngiliz konsoloslukları açılır. Bu arada şehrin nüfus yapısı da değişmeye başlar. 16. yüzyıl kaynakları İzmir’de 19 cami, 18 havra ve sadece 1 Rum Ortodoks kilisesi bulunduğunu, kentin 9 mahallesinden sadece birinde Hristiyanların yaşadığını belirtmektedir. Dolayısıyla, o dönemde şehir merkezinde Müslüman-Türkler çoğunlukta, önemli ve köklü bir Musevi cemaati mevcut (Sabetay Sevi 17. yüzyılda İzmir Musevi cemaatinin içinden çıkmıştır) ve Hrıstiyan Rumlar azınlıkta olmalıdır. Evliya Çelebi de, 1672′de İzmir’i ziyaretinde, nüfus yapısındaki değişimin ilk gözlemlerini kaydeder ve Punta (Alsancak) mahallesinde giderek artan sayıda yerli gayrimüslimlerin, Levantenlerin ve Batılı tüccarların yoğunlaştığını yazar. İzmir’de 1676′da yaklaşık 30 bin kişinin öldüğü bir veba salgını, 1742′de şehrin yarısının yandığı büyük bir yangın olur. Osmanlılarca İzmir’e paşa düzeyinde yapılan ilk atama, 1707′de yabancı tüccarlarca düzenlenen Buca ayaklanması ndan sonra 1716′da tayin edilen Köprülü Abdullah Paşa’dır. 18. yüzyıl ve 19. yüzyıl larda kent Fransız, İngiliz, Hollandalı ve İtalyan tüccarların gözdesidir. Bu gelişmeye paralel olarak, eyalet merkezi (Aydın eyaleti) önce 1841′de geçici olarak, sonra da 1850′de temelli İzmir’e aktarılmıştır. Aynı yıl Sultan Abdülmecit, 1863′de de Sultan Abdülaziz İzmir’i ziyarete gelmişler, 1871′de kurulan belediyenin ilk başkanı da Yenişehirlizade Ahmet Efendi olmuştur. Çokuluslu bir ticaret şehri haline gelen ve servet birikimi yaratarak metropolleşen İzmir civarında aşayişi korumak herzaman zorlu bir uğraş olmuştur. Bu bağlamda, bölgenin ünlü Rum eşkiyalarından Katırcı Yani 1853′de Buca’da yakalanabilmiş, başta Çakırcalı Mehmet Efe olmak üzere, efeler ve eşkiyalar İzmir’e özel ilgi göstermişler, çoğu kez resmi görevlilerden, yerli, levanten ve yabancı tacirlerden ve azınlıklardan oluşan çetrefil bir ilişkiler ağı içinde rol oynamışlardır. İzmir I. Dünya Savaşından sonra 15 Mayıs 1919′da Yunan ordusu tarafından işgal edilir. Bu işgal 9 Eylül 1922 tarihinde sona erer. Ancak, İzmir 13 Eylül 1922 sabahı tarihinin belki de en büyük felaketlerinden birini yaşamaktan kurtulamaz. Basmane semtinde başlayan yangın 2.600.000 metrekarelik bir alanda 20.000′den fazla ev ve işyerini tahrip eder. Bu yangın ne yazık ki kentin geleneksel alanının dörtte üçünü tahrip etmiştir. Fakat yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte İzmir zümrütü anka kuşu gibi kendi külleri içinden yeniden doğmuştur. Yangın alanında bugün İzmir Enternasyonal Fuarı bulunmaktadır.
İon Uygarlığı Vikipedi, özgür ansiklopedi (İon sayfasından yönlendirildi) 76. Akalar tarafından milattan önce 1200'de Batı Anadolu'da oluşturulan bir medeniyettir. Şehir devletleri halinde yaşamışlardır. (İzmir, Efes, Milet, Foça) Ticaret yollarının bitiş noktasında bulunmaları, tarım ve deniz ticareti sayesinde zenginleşmeleri sonucunda kültürel ve bilim yönüyle Anadolu medeniyetlerinin en gelişmişini oluşturmuşlardır. Koloniler kurmuşlar ve kolpnilerine yerleşme amacıyla gitmişlerdir. Şehir devletleri halinde yaşamaları, bilim adamlarının yetişmesine uygun özgür düşünce ortamına zemin hazırlamıştır. Tıpta Hipokrat, tarihte Herodot, felsefe'de Diyojen, matematikte Pisagor, Thales gibi bilim adamları yetişmiştir. İnsan şeklinde düşündükleri çok tanrılı din anlayışı vardır. Persler tarafından İonyalılar'a son verilmiştir. Mimaride İon nizamını geliştirmişlerdir. (Örnek, Efes harabeleri)
Akalar Vikipedi, özgür ansiklopedi
Akalar (Akhalar), (Yunanca:Ἀχαιοί, Akhaioi) Homeros'un İlyada'da (598 kez) ve Odysseia'de eski Yunan halkları için kullandığı müşterek isimdir. Diğerleri İllyada'da 138 kez kullanılan Danao'lar (Δαναοί), İlyada'da 29 kez geçen Argos'lar (Ἀργεῖοι) isimleridir. Tarihte Akalar, Mora'nın kuzey merkezinde bulunan Akhea denilen bölgenin yerleşikleridir. Bu bölgenin şehir devletleri, M.Ö. 3ncü ve 2nci yüzyıllarda etkili olan Aka Birliği denilen bir konfederasyon kurdular. M.Ö. 1600 yıllarında Mora'ya Aka istilası başladı. M.Ö. 1200 yıllarına gelindiğinde Girit, Çanakkale ve Rodosu istila ettiler Ege Denizinde söz sahibi oldular. Homeros'a göre Danoalar ve Argoslarla birlikte Truva savaşında 1000 gemilik bir donanma ile kuşatmayı yapanlardır. Savaş Tanrıçası Athena'dan yardım istedikleri, onun yardımıyla savaşı kazandıkları İlyada efsanesinde anlatılmıştır. Ayrıca bu savaşta Aşil adıyla bilinen yenilmez olduğuna inanılan bir savaşçıdan bahsedilmektedir. Aşil'in Truvalılar tarafından topuğundan ok ile vurularak durdurulabildiği anlatılır. Bu yükselme devresi sonunda Akalar, daha sonra Anadolu ve Suriye ile ticari ilişkilere gidirler. Sonraları daha modern, demirden yapılmış silahlar kullanan Dorlar Mora Yarımadasına gelince Akalar direnemediler Mora'nın kuzeyine göç edip orada askeri iddiası olmayan, tarım yapan bir topluluk olarak varlıklarını sürdürdüler. Arkeolojik bulgular Akaların yaşadığı bölgede M.Ö. 13. yüzyıla kadar Mikenler'in yaşadığını ortaya koymaktadır. Homores'a göre Kuzeyden gelen Aka kabileri Miken kralları ile hanedan evlilikleri ile ilişki kurmuş daha sonra Mikenlerin yerini almış, daha sonra Akaların yakın akrabaları sayılan Dorlar tarafından yıkılmışlardır.
Homeros Antik Yunanistan'da yaşamış İyonyalı ozan. Batı Edebiyatı'nın ilk büyük eserleri sayılan İlyada ve Odysseiakabul edilir. Yaşamı hakkında çok az bilgi vardır. Kendisinden çok sonraları gelen Klasik Çağ yazarlarınca Truva Savaşı sırasında (Milattan Önce 12. yy) yaşadığı rivayet olunmuşsa da[kaynak belirtilmeli], destanlarında kullandığı dilden hareketle, günümüz araştırmacılarınca Milattan Önce 8. veya 9. yüzyıllarda, Batı Anadolu'da büyük ihtimalle Smyrna'da (bu günkü adıyla İzmir) yaşadığı ifade edilir.[kaynak belirtilmeli] Ancak gerçekte Homeros isimli bir şair yaşadıysa bile bu destanları yaratan veya derleyen tek bir ozan olmadığını düşünen araştırmacılar da vardır.[kaynak belirtilmeli] Hayatıyla ilgili bir başka rivayet ise kör olduğudur. Fakat destanlarındaki betimlemelerin canlılığından, destanlarını yazdığında kör bile olsa bir zamanlar gözlerinin gördüğü anlaşılır.[kaynak belirtilmeli] Destanları'nın yaratıcısı veya derleyicisi olduğu Yazdığı destanlar Klasik Çağ Yunan Edebiyatı'nı ve Mitoloji'sini derinden etkilemiş ve bunların aracılığıyla da bütün batı edebiyatına etki etmiştir. İrlandalı yazar James Joyce'un Ulysses'i, İngiliz yazar Shakespeare'in Troilus ve Cressida'sı, Roma'lı şair Virgil'in Aeneid'i Homeros'un destanlarından derin izler taşıyan eserlerdendirler.
Arkeolojik Troya [değiştir] 77. Troya I 3000-2600 (Batı Anadolu EB 1) 78. Troya II 2600-2250 (Batı Anadolu EB 2) 79. Troya III 2250-2100 (Batı Anadolu EB 3) 80. Troya IV 2100-1950 (Batı Anadolu EB 3) 81. Troya V (Batı Anadolu EB 3) 82. Troya VI: MÖ 17. yüzyıl – MÖ 15. yüzyıl 83. Troya VIh: Geç Bronz Çağı MÖ 14. yüzyıl 84. Troya VIIa: ca. MÖ 1300 – MÖ 1190 Homerik Troya dönemi 85. Troya VIIb1: MÖ 12. yüzyıl 86. Troya VIIb2: MÖ 11. yüzyıl 87. Troya VIIb3: yaklaşık MÖ 950 88. Troya VIII: MÖ 700 Troya IX: Helenistik Ilium, MS 1. yüzyıl
Troya Vikipedi, özgür ansiklopedi (Truvalılar sayfasından yönlendirildi) → Başlığın diğer anlamları için Truva sayfasına bakınız.
Kazılar sonucu ortaya çıkan antik kentin duvarları
Troya'da ele geçen bazı buluntular Troya (Hititçe: Vilusa ya da Truvisa, Yunanca: Τροία, Troia veya Ίλιον, İlion, Latince: Troia veya Ilium) Homerosİlyada'da bahsi geçen Troya savaşının geçtiği antik kent. Antik İda Dağı'nın (Kaz Dağı) eteklerinde, Çanakkale il sınırları içinde yer alır. tarafından yazıldığı sanılan iki manzum destandan biri olan Günümüzde Türkiye sınırları içinde yer alan Troya kentinin adı Fransızcanın etkisiyle bu dildeki Troie kelimesinin okunuşundan Türkçeye Truva olarak da geçti ve yaygınlaştı. Anadolu'daki bir kentin isminin Fransızca'dan alınması arkeologlar ve resmi kurumlarca eleştirilmekte, "Troya" adı yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır.[1] Bugünkü Hisarlık (39°58′K, 26°13′D) mevkinde 1870'lerde Alman arkeolog Heinrich Schliemann tarafından keşfedilen antik şehrin kalıntılarında ondan daha sonra yapılan kazılar sonucunda, aynı yerde yedi kez -farklı dönemlerde- kent kurulduğu ve farklı dönemlere ait 33 katman olduğu saptanmıştır. Schliemann Troya'da bulduğu hazineyi önce Yunanistan'a kaçırmıştır. II. Dünya Savaşı'ndan önce Almanya'da olduğu bilinmekte olan hazine daha sonra kayıplara karışmış ve yakın zamana dek hazine hakkında bilgi alınamamıştır. Fakat kısa zaman önce Ruslar bu hazinenin kendilerinde olduğunu açıklamışlardır.
Truva Filmi (2004) için yapılan tahta at, Çanakkale Troyalılar, Sardis kökenli Herakleid hanedanının yerine geçmiş ve Anadolu'yu 505 yıl boyunca Lidya krallığı Candaules (MÖ 735-718)dönemine dek yönetmişlerdir. İonlar, Kimmerler, Frigyalılar, Miletliler onlardan sonra Anadolu'da yayılmış, ardından MÖ 546 yılında Pers istilası gelmiştir.
|